İstanbul Escort yılların özlemini escortla istanbulda çıkarttık

Yılların özlemini escortla istanbulda çıkarttık


Sizlere istanbuldaki sekiz yıllık özlemimi nasıl gidermek istediğimi anlatmak istiyorum. 
Kumral kısa saçlı, ela gözlü, beyaz tenli bir escort vardı ümraniyede eski mahallemizde. Birbirimizi hep uzaklardan seyrederdik. O sıralarda ikimiz de lise öğrencisiydik. Bir türlü bir araya gelemiyorduk. Ama bana bakışlarından bir şeyler hissettiği belliydi. Derken okul bitti ve ikimiz de farklı şehirlere üniversite okumaya gittik. Ancak tatil ve bayramlarda karşılaşabiliyorduk. Yine bir tatil sırasında yengemden adresimi istemişti. O günden sonra mailleşmeye başlamıştık. Yazışırken adeta sevişiyor, okurken kendimizden geçiyorduk. Ben okulu bitirdikten sonra memlekete geri döndüm ye bir büro açtım. Işlerim iyiye gidiyordu. Hatta kısa bir süre sonra daha seçkin bir semte taşınmıştık. 
Bir sabah büroma giderken karşı bürolardan birinde dekorasyon değişiklikleri olduğu dikkatimi çekti. Pek ilgilenmedim. Ama öğle yemeği için dışarı çıktığımda karşımda onu gördüm. Biraz utangaç. biraz da titrek bir sesle selamlaştık. 
Aslında maillerimizden sonra daha samimi selamlaşabilirdik ama yazışmalar başka oluyor. Ona beraber öğle yemeği yiyebileceğimizi söylediğimde kabul etti ve şişlideki bir lokantaya gittik. Bir yandan yemek yerken bir yandan da mektup arkadaşlığı günlerimizden bahsedip kavuşmanın özlemini gideriyorduk. 
Bu tesadüften o da memnun görünüyordu. Yemeğimiz bittikten sonra tekrar büroya döndük. Ben elimde acil olan işleri tamamlayıp yardımoımı bir_ şeyler bahane ederek gönderdim. Ben de karşıya geçtim. lşlerin çoğunu bitirmiş ve yanındakileri yollamak üzereydi. Sonunda herkes gitti ve biz yalnız kaldık. 
Son gidenin arkasından kapıyı kilitleyip dudaklarımın üzerine atıldı. Bense biraz çekingendim. Daha fazla dayanamadım ve cevap verdim. Vücudumuza zevk ve arzu dalgaları hücum ediyordu. Damarlarımızdaki özlemin yerini bir ihtiras ve zevk coşkusu kaplıyordu.. Dudaklarımız ayrılacak gibi değildi. Bir yandan da üzerimizdeki fazlalık giysileri atmaya çalışıyorduk. 
Zevkten tam şahlanmıştık ama en büyük ortak fantezimiz olan maceramıza dönmek istediğimi söyledim. 0 hemen rnakam koltuğuna oturdu. Ben masanın altına girdim ve ayaklarından başladım yalayıp öpmeye. Teni öyle beyaz, öyle pürüzsüzdü ki kaymak yanında hiç kalırdı. Yalamalar, öpMeler, küçük dairesel okşamalar yukarılara kaymaya başladı. Çorabını çıkarmış olduğundan sadece minicik külodu vardı. Külodu hafifçe kenara alıp kutsal korunun bodur ormanlarında bir gezintiye koyuldum. 
Her bir tarafını teker teker yoklarken az aşağıdan bir bal selinin kopmuş olduğunu hissetmemek mümkün değildi. Derken sıra kutsal korunun ballı kuyusuna gelmişti. Fakat koltuğa öyle gömülmüştü ki biraz zor oluyordu. O da bunu anlamış olacak ki kalçalarını tam koltuğun kenarına getirdi. Onlara boğulmakta olan bir insanın can simidine sarılması gibi sarılıp ballı kutunun keşfine çıktım. 
Artık bu kadar bekleyiş fazla olmaya başlamıştı. Elimin birini yavaşça öne doğru kaydırarak orta parmağımla kutsal korunun kara kuyusunu yoklamaya başladım. Parmağımın ikinci boğumunun girmesiyle o kaymak tepsisini andıran vücudu titremeye ve ritmik atışlar yapmaya başladı. Sesinin yankıları duvarlara çarpıyordu. Bir kaç saniye böyle devam ettikten sonra bir kasılma nöbeti oldu ve parmağımı neredeyse koparacakmış gibi sıktı. Tırnaklarını omuzlarımda hissedebiliyordum. 
Yavaşça yukarılara çıkıp piramitlere bir yolculuğa çıktım. Benim durumumu fark edince öne doğru eğilip sopayı hafif bir E öpücükle piramitlerin arasına aldı, ileri geri hareketler yaptıri' maya başladı. Dayanacak gücüm kalmamıştı. Oyle bir patladım ki neredeyse sırt üstü düşecektim. Kutsal suyu piramitlere, boynuna ve saçlarına sürüyordu. Sonra koltuğa ben oturdum. O bu defa yukarıdan başladı işleme. Oyle becerikli bir dili vardı ki vücudumun keşfedilmemiş noktalarını bir bir bulup beni yeni bir fırtınanın eşiğine getirmişti. Kutsal sopayı ağzına alıp dondurma gibi emiyor, emdikçede büyüyordu. 
Kalktı, masanın üzerine uzandı. Elimden çekip işlemi tamamlamak istiyordu. Kalktım, önce yılların özlemine doyarken tepeden tırnağa gözlerimle yaladım onu. Sonra kaymak sütunu bacaklarının arasına yerleşip kutsal sopayı kutsal kuyuya sokmaya başladım. Yavaş ama emin adımlarla ilerliyordum. Birden bir engel fark ettim. Ama o, engelin önemli olmadığını, o acıyı duymak ve yaşamak istediğini fısıldıyordu. Ama ben korkuyordum. Tam bu sırada kollarıyla kalçalarımı kavrayarak kolayca beni kendine çekti ve bir çığlık attı. Ardından da derin bir oh! çekti. 
Oylece kaldım. Birkaç saniye bekledim. 
Yavaşça gözlerime baktı. Devam etmemi söyledi ama ben ayağa kalkmasını istedim. 
Karnımın üzerine kutsal kuyudan üç-beş damla kan damladı. Yakında duran gömleğini alarak onları sildi ve sopanın üzerine yavaşça oturdu. Bu duraklamadan dolayı patlama biraz ertelenmişti. Fakat hareketleri öyle sürükkeyiciydi ki fırtınayı tekrar başlattı. Ben de bir yandan piramitlerle oynuyor, kalçalarını mıncıklıyordum. 0 da bir şeylere hazırlanıyordu. Yüzünde hem acı hem de çoşku ifadesi vardı. Patlamanın doruğuna gelmişti anlaşılan. Birkaç ritmik hareketten sonra ikimiz de dehşetli bir sarsılmayla boşaldık. O kasılıyor, ben kasılıyordum. 
Birbirimizin gözlerine bakıp yaşamak bu olsa gerek herhalde diyorduk. Hala da beraberiz. 

 

loading...