İstanbul Escort istanbul escort yırtıcı mecidiyeköy geceleri

İstanbul escort yırtıcı mecidiyeköy geceleri

Kaskımı giyiyorum, motosiklete biniyorum ve yola çıkıyorum. Samy' yi tanırım: Fırsattan istifade edecek. Yamlmamışım: Samy Laura‘ y1, Polonya'ya bir röportaja giden Marianne'in evine götürdü. Laura ağladı; hep bana telefon etmek istiyordu. Samy ona telefon etmemesini söyledi. Ihlamur hazırladr Yere serilmiş yatağa uzandı. Samy omuzunu ve sırtını ovmaya başladı; Laura tişörtünü çıkardı, mecidiyeköy escort Samy'nin ”de göğsü çıplaktı, yalnızca slipi vardı.  Yavaş yavaş sakinleşen Laura'nın vücudunda Samy' nin elleri Göğüslerini okşadı. Sırtüstü yatmış olan Laura, (  istanbul escort  )Samy ensesini ovmak ıçin her eğildiğinde slipinin içinde gerilmiş organını hissediyordu. 
Laura sırtüstü döndü. Samy blucinini çıkardı, ipek slipinin üstünden onun tüylerini okşadı. Çarşaiların arasına girdiler, Samy ona yapıştı, ama o anda Laura dedi ki: "Sevişmeyeceğiz Samy, iste” iniyorum, özür dilerim." 
Laura, Polonya' daki Marianne' ın evinde bir hafta kaldı. Samy masaja ve ıhlamura devam ediyordu, ama Laura direniyordu. Telefon ettiğimde yeniden ağlamaya başlıyordu, çünkü ona ancak, bir merhaba diyor, Samy'yle uzun uzun konuşuyordum. Laura benim asıl Samy'yi istediğimi, kendisinin bir engel olduğunu hissediyordu. Iki üç kere onları görmeye gittim, Laura'ya bakmadım. Laura bana bunları anlattı. Samy' nin ikili bir oyun oynadığım söyledi: "Burada olduğunda çizmelerini valıyor, gider gitmez de seni itin götüne sokuyor." 
Bunları sevişmeden önce anlatıyor; Samy nin, kendisini redde den Laura'nın vücuduyla nasıl tahrik olduğunu hayal ediyorum. Laura orgamma bakıyor, gülerek "Hasta gibi kalkıyorsun, onu hiç bu kadar büyük görmemiştim! İçine giriyorum ve diyorum ki: 
"mSa m'yye nasıl direndin, anlayamıyorum. -Sevdiğim sensin, bu kadar basit!" Düşünüyorum ama söylemiyorum: 'Ya o, bir tarafı kalkmadan nasıl uyuyabildi, ben asla yapamazdım! Her zaman olduğu gibi, her zamankinden daha iyi; her seferinde degişik, her seferinde daha güçlü bir zevk. Vücutlarımız tam anlamıyla birlikte hareket ediyor Ağzınn Laura'nın kulağına yapıştırıyorum, mırıldanıyorum: "Orospu şimdi bitirmeni istiyorum." Bunu üç dört kere tekrarlıyorum ve bağırmaya başlıyor. Son dakikada organımı karnından çıkarıyorum, onu elimle. getiriyorum ve göğüslerine boşalıyorum. 
Laura'nın Marianne'da kaldığı son gece, saat sekize doğru Samy'yi görmeye gitmiştim. Laura eşyalarını bir çantaya koyuyordu; gidiyordu, annesi yanında oturmasını kabul etmişti; Ağır sessizlikte, birbirimizden gözlerimizi kaçırarak karşı karşıya gelmiştik. 
Samy' yle uyumuştum. Sevişmemiştik, yorgunluğunu bahane ' etmiştiyaslında Laura'nın-Vücudunu özlediğini hissediyordum. Şafak sökerken, kilit sesleri duydum; Marianne'dı. Yatağında ezilmiş bir gök cismi gibi baktı bana'. Polonya'dan kamyonla gelmişti >Dayanışma 'nın silahlı fraksiyonları hakkında bir röportaj yapmaya ' gitmişti ve bir gün erken dönmüştü. Bir duş yaptı, çarşafların altına girdi. Samy ona sarıldı ve onunla sevişti, benim gözlerim, açık renkli tavana dikilmiş, açıktı. 
Yedibuçukta saat çaldı; Samy kalktı,, giyindi, ben Marianne’a yanaştım, göğüslerini okşadım. Ağzı karnımın üstünde kaydı, beni emdi. Yeniden uykuya daldık. '
'iş-Lady nin buyruğundayım", dedi adam" aylr'f, dedi Connie "Gövdeni sevdim senin" 
"Öyle mi.. " dedı adam, güldü,' 'İyi öyleyse, eşitiz, ben de senin gÖVdeni sevdim " 
Adam, garip, koyulaşmış gözleriyle baktı. "Üst kata çıkmak ister misin şimdi?" diye sordu, kekeler gibi bir sesle. Hayır burda olmaz. Şimdi olmaz!" dedi Connie güçlükle, alna adam biraz diretse gidecekti, ona karşı koyacak gücü yoktu çünkü Adam başka yana döndü, hiç oralı değilmiş gibi göründü. Sana senin bana dokunduğun gibi dokunmak istiyorum", dedi Connie. "Senin tenine gerçekten dokunmadım hiç şimdiye dek. " Adam baktı, gene gülümsedi' 'Şimdi mi?" diye sordu. _ "Hayır! Hayır! Burda değil! Kerudaki kulübede. Olmaz mı?" "Nasıl dokunuyorum ben sana? '
'Beni ellediğin zamanlar." ' Adam Connie' ye baktı, gözleri, onun durgun, kuşkulu gözleriyle karşılaştı. . "Hoşlanıyor musun seni ellememden?" dedi gene gülerek. ",Evet ya sen?" dedi Connie. 
",Ha ben mi?" Sonra sesi degişti. "Evet, biliyorsun, sorman bile fazladan." Gerçekti bu. 
Connie ayağa kalkarak şapkasını aldı. "Gitmem gerek"-', dedi "Gidecek misin?"dedi adam tatlılıkla. 
Connie, adamın kendine dokunmasını, bir şey söylemesini isti-.,yordu ama ne dokundu ne de bir şey söyledi, tatlılıkla bekledi ancak. -.. "Çay ıçin çok teşekkürler", dedi Connie. . ' 
"Çayı kaynatıp hazırladığın ıçin ben teşekkür etmeliyim Sayın Lady' ye.
Connie yoldan aşağı inerken, adam da kapı aralığında gene hafıfçe sırıtarak duruyordu. Flossie kuyruğunu dikerek. bir koşu geldi. Connie koruya daldı, dalgın dalgın yürüdü, adamın, yüzünde 0 an anlaşılmaz sırıtmayla, arkadan kendisini gözlediğini biliyordu. 
İyice üzgün, kırgın bir gönülle“ dönüyordu eve. Adamın, kullanılmış olduğunu söylemesi gücüne gitmişti; çünkü bir bakıma doğruydu bu. Ama gene de böyle dememesi gerekirdi. Böylece iki duygu arasında bocalıyordu Connie şimdi: bir yandan adama karşı duyduğu bir tiksinme, öte yandan da aralarında beliren bu açıklığı gene onunla birlikte giderme isteği. 
Akşam çayında çok canı sıkkın, çok Sinirliydi, hemen odasına çıktı. Ama odaya kapanmak da boşunaydı; ne bir yerde oturabiliyor ne de durabiliyordu. Bir çözüm bulması gerekiyordu bu duruma Korudaki tahta kulübeye gidecekti; ya adam orda yoksa? olsun, gene de gideCekti. 
' Yan kapıdan gizlice çıkarak, üzgün bir yüzle yola koyuldu. Ağaçsız düzlüğe vardığında korkunç bir tedirginlik vardı içinde. 
' Aına adam ordaydı, ”sırtında gömleğiyle eğiliyor, büyüdükçe çalımlanan, bununla birlikte piliçlerden çok daha çelimsiz olan yavru horozlar ortasında, tavukları kümesten dışarı salıyordu Connie doğruca ona gitti. ' 
. 'G'ördün mü, geldim işte!" dedi. . 
"Ha, evet!" dedi adam, doğrulup belirsiz bir kıvançla Connie' ye“ bakarak. 
"Tavukları salıyor musun artık?" diye sordu Connie. 
"Evet, bir deri bir kemik kaldı zavallılar kuluçkada otura otura", dedi adam. "Şimdi dışarı çıkıp da yem yemeyi bile düşünmüyorlar. Anaç bir tavukta benlik diye bir şey kalmaz, bütün Varlığını yumurtalara, civcivlere verir.’ 
Zavallı anaç tavuklar; böylesine körükörüne bir adanış! Yumurtalar kendilerinin olmasa bile, Connie, gönlü acımayla dolarak 
baktı onlara. Adamla kadının arasında kaçımlmaz bir susku beliriverdi. . . 
"Kulübeye gidelim mi?" diye sordu adam. "Istiyor musun beni?" dedi Connie, güvensizlikle. 
. Evet gelirsen . Kadın bir şey söylemedi.  "Gel hadi!" dedi adam.  Connie onunla birlikte kulübeye gitti. Adam kapıyı kapatınca içerisi ıyice karanlık oldu, gene eskisi gibi, kör ışıklı feneri yaktı "İç çamaşırlarını çıkardın m1?" diye sordu adam "Evet! " 
"Güzel, ben de çıkarayım." 
Battaniyeleri yere yaydı, birini de üzerlerine almak için oraya bıraktı. Kadın şapkasım çıkardı, saçlarını çözdü. Adam da oturaı rak ayakkabılarıyla tozluklarını çıkardı, kadife pantolonunun düğmelerini açtı. "Uzan şimdi" , dedi, iç gömleğiyle dinelerek, Connie sessizce, söyleneni yaptı, adam da yanıbaşına uzandı, battaniyeyi üstlerine çekti. "Ha şöyle!" dedi adam. 
Sonra kadının giysisini yukarı doğru çekerek, göğüsleri açılın. caya dek sıyırdı. Göğüslerini küçücük dokunuşlarla öptü, uçlarını dudaklarıyla küçük küçük okşadı. .
"Ah, ne güzelsin, ne güzelsin sen!" dedi, birden yüzünü sıcacık karnına sürterek kadının. 
Kadın kollarını, adamın gömleğinin altından sokarak gövdesi.ne doladı, bununla birlikte, onun böylesine güçlü görünen ince, kaygan, çıplak gövdesinden, sert kaslarından biraz korktu. Korku. dan irkildi. 
Adamın, iç çekişi andıran kısık bir sesle: "Ah, ne güzelsin!" demesiyle birlikte, ruhunda bir şey direnerek katılaşıverdi: bu korkunç ten yakınlığı, adamın beklemek bilmez sahibolma isteği, bir katılığa yol açtı ruhunda. Kendi tutkusunun keskin coşkunluğu da ağır basamadı bu kez; elleri adamın çabalayan gövdesi üstünde kımıltısız, öylece yatıyor; ne yaparsa yapsın, sanki ruhu olanları tepeden gözetliyormuş gibi bir duyguya kapıhyor, adamın kalçalarını, kaba etlerini, kuşkulu titremesini, ürpermesini gülünç buluyordu. Evet, sevgi buydu; kalçaların bu gülünç çırpınması, zavallı anlamsız, ıslak, küçük penisin solup büzüşmesi. Tanrısal sevgi, buydu! Bu böyle olunca, çağdaş insanlar gösteriye öfkelenmekte haklıydılar; bir gösteriden başka bir şey değildi bu çünkü. Birtakım ozanların söylediği gibi, insanı düşünen bir varlık olarak yaratan, bununla birlikte, onu bu gülünç durumu almaya zorlayan bu gülünç gösteri ardında kör bir özlemle koşturan Tanrı' da uğursuz bir alaycılık olmalıydı Mauppasant bile bayağı bir düşüş olarak görmüştü bunu. İnsan cinsel birleşmeyi horgörüyor, ama gene de on Andan e emi ordu. (ığğğ dişi gafası, soğuk, tiksinen düşüncelerle uzaklarda duruyor, kılını bile kımıldatmadan yatarken, silkinip adamı dışına atmak, onun çirkin sarılışından, saçma kalçalarınm binişinden kaçıp kurtulmak geliyordu içinden. Adamın gövdesi, budalaca, arsız, yetkinliktenıuzak, bitmemiş karmaşasıyla çirkin bir şeydi. Çünkü bütünlenmış bir evrim, ne yapar yapar, bu gösteriyi, bu "işlev"i insan yaşamından çıkarırdı. 
Bununla birlikte, adam, işini çabucak bitirdikten sonra, çok büyük bir durgunluk içinde sessizliğe, uzak, kadının bilincinin s1nırlarından da uzak, garip, eylemsiz bir yere çekilirken, yüreği sızlamaya başladı kadının. Bir dalganın çekilişi gibi uzaklaştığını duyuyordu adamın,uzaklaşıyor, kendisini kıyıdaki bir çakıltaşı gibi bırakıyordu. Çekiliyordu, ruhu çekiliyordu adamın kadından. Adam biliyordu. Kadın, kendi iki bilincinin, iki tepkisinin işkencesiyle, gerçek 'bir acıyla ağlamaya başladı. Adam oralı olmadı, sezmedi bile. Ağlama fırtınası gitgide büyüyerek sarsıntılara dönünce, adam da sarsılıverdi. "Ah!" dedi. "Iyi olmadı bu kez. Sen uzaklardaydın." Demek biliyordu! Kadının hıçkırıkları daha da çoğaldı. "N en var peki?" diye sordu adam. "Ikide bir böyle oluyor." "Seni... seni sevemiyorum", diye hıçkırdı kadın, yüreğinde bir burkulma duydu birden. 
"Öyle mi? Uzme kendini bunun için! Ille de seveceksin diye bir "yasa yok ya. Olduğu gibi benimse durumu." Elleri daha kadının göğsünde, durgun yatıyordu. Ama kadın iki elini de ondan çekmişti. Adamın sözleriyle biraz rahatlamıştı; Yüksek sesle hıçkırmaya basladı. Yok, yok.' Ağlama! " dedi adam. "İyisini de kötüsünü de olağan saymak gerek. Bu kez biraz kötü oldu." ' Kadın acı acı, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. "Ama sevmek istiyorum seni, bir türlü olmuyor. lğrenç bir şey bu." ' Adam, yarı acıyla, yarı eğlenerek güldü. "lğrenç değil", dedi, "sen iğrenç desen de değil. Sen iğrenç yapamazsın bunu. Beni sevmeye zorlama kendini. Hiçbir zaman zorla
ına kendini böyle bir şeye. Bir sepet cevizden bir çürük çıkar elbetÇurugnnu de saglam gıbı kabullenmek gerek." ' 
 Elini kadının göğsünden çekti, şimdi dokunmuyordu hiçbir yerıne. Adam elını çeker. çekmez, hemen'hemen arsızca bir doygunluk duydu kadın bundan. Adamın konuştuğu yerli şiveden tiksiniyordu; sen, seni, sana deyişinden. Canı istediği zaman ayağa kalkıyor, tepesine” dikiliyor, hiç çekinmeden gözleri önünde 0 saçma kadife pantolonunun düğmelerini ilikliyordu. Michaelıs, hıç olmazsa düğmelerini iliklerken öte yana dönecekıkadar saygılıydı. Bu' "adam ise kendine öyle bir güven duyuyordu ki, başkalarının gözünde nasıl bir soytarı durumuna düştüğünü bile anlamıyordu soysuz herif. . a Gene de, sessizce-, kalkmak üzere doğrulduğunda, kadın ona korkuyla sarılıverdi. ”
 "Hayır! Hayır gitme! Bırakma beni! Kızma bana! Tut beni! Sıkı tut beni", diye fısıldadı, gözü kararmış bir çılgınlık içinde, ne dediğini bile bilmeden, adama tekin olmayan bir. güçle yapışarak. Kadın kendi kendinden kurtulmak istiyordu, kendi içindeki öfkeden, ,direnişten. Ama içindeki, benliğini sarmış olan. o direniş öyle güçlüydüki! 
Adam onu gene kollarına alarak kendine doğru çekti, kollarında küçülüverdikadın, bir yuvadaymış “gibi büzülüVerdi. Geçmişti, içindeki direniş geçmişti şimdi, olağanüstü bir erinç içinde yüzüyordu. Adamın kollarında küçülerek eşsiz bir duygu içinde erirken, sonsuz bir istek uyandırdı birden, adamın bütün damarlarında yoğun, tatlı bir istek kaynayıverdi; kadına, onun yumuşaklığına, kollarındaki kadından taşarak kendi kanına sızan delici güzelliğe duyulan bir istek. Yavaş yavaş, katkısız, yumuşak bir istekle yanan elinin, olağanüstü, baygın okşayışıyla, kadının kalçalarının ipeksi yuvarlaklığını sıvazladı, yumuşak kaba etlerine indi, her okşayışta "canalıcı noktaya biraz daha yaklaşıyordu. Kadın, istekten bir alev içinde erimekte olduğunu duydu. Bıraktı kendini. Adam şaşırtıcı bir sessiz güçle yaklaşıyordu. Olüm gibi bir titreyişle boyun eğdi kadın, bütün benliğiyle açtı kendiniona. Ah, şimdi duyarlı'bir sevgiyle davranmasaydı adam ne büyük bir işkence olurdu bu, çünkü bütün benliğini açmıştı ona, hiçbir dayanağı kalmamıştı! 
Adanıın güçlü, amansız yaklaşmasıyla ürperdi, öylesine garip, korkunç bir duyguydu bu. Bu, bir kılıcın dalışı olabilirdi, yumuşakça açılmış teni için, ölüm gibi bir şey olabilirdi. Apansız bir ölüm kuşkusuyla sarsıldı. Ama garip, yavaş, dingin bir dalış oldu bu, başlangıçta evreni yaratan türden,. dalgın, çok eski ve "ağır bir sevginin, barışın dalışı. Göğsündeki korku da yatıştı, böylece göğsü de bir dinginlik dalgasına kapıldı. Her şeyiyle salıverdi kendini. Her şeyiyle, bütün benliğiyle, sele bıraktı kendini. 
Bir denizdi sanki; kocaman bir kabartıyla şişen, şişen yükselen kara dalgalardı bütün varlığı, öyle ki, gitgide bütün karanlığı eyle' me geçti, kara, sağır kitlesiyle yuvarlanıp duran bir okyanus oldu kadın. Ah, içinin ta derinlerinde, upuzun,_ırağa giden dalgalarla her şeyi yarılıyor, yuvarlanıyor, ayrılıyor, en canalıcı yerinde de. rinlikler yarılıyor, ortadan yanlara doğru yuvarlanıyor, bu derinleşen dokunuşla, derinleri, gitgide daha derinleri açılıyor, daha bü-' yük dalgalar benliğinden bir kıyıya doğru” yuvarlanıyor, benliğini açıyor, bilinmez batış gitgide daha yakına, daha yakına varıyor, benliğinin dalgaları benliğinden daha da uzaklaşıyor, onu öylece bırakıyor, en sonunda birdenbire yumuşacık, ürpertili bir kendinden geçişle, bütün ”kanına dokunulduğunu, kendisine dokunuldu_ ğunu kavrayınca, bir tükenişte buluyordu kendini, bitmişti. Bitmişti, yoktu artık, biryandan da doğmuştu: bir kadındı. 
Ah, eşi bulunmaz güzellikte bir şeydi bu, eşsiz güzellikte! Dalgaların çekilişi sırasında bütün güzelliği görmüştü. Şimdi bütün ' gövdesi canayakın bir sevgiyle, bilinmeyen adama, bıçkın bir dalıştan sonra, kendiliğinden çekilen cılız, sevgi dolu, soluk erkekliğe kenetlenmişti. Ayrılmak istemiyordu. Çok güzeldi! Oylece kalmak istiyordu. 
”Ne güzeldi!" diye mırıldandı kadın. "Ne güzeldi!" Ama adam hiçbir şey söylemedi, üstünde durgun yatarken, ancak yumuşacık öptü onu. Bir kurban, 'öte'yandan da yeni doğmuş bir varlık olarak, mutlulukla inledi kadın. Şimdi yüreğinde garip bir mucize uyanmıştı. Birerkek! Erkekliğin, üzerindeki garip gücü! Eller'i adamın üzerinde korkuyla gezi_ yordu daha. Onun, kendisine karşı taşıdığı garip, düşmanca, hafif tiksinç anlamdan korkmuştu: bir erkek. Şimdi dokunuyordu ona, tanrının oğulları, tanrının kızlarıyla birlikteydi şimdi.Ne güzeldi onu ellemek, ne güzeldi teninin dokusu! Ne güzeldi, ne güzel, güçlü ama gene de dupduru, ince, duyarlı gövdesinin bu durgunlwuéuz Yeterliğin, pürüzsüz tenin' bu kökten sessizliği. Ne güzel! Ne güzel! Elleri ürkekçe adamın sırtından aşağı, kaba etlerinin yumuşak, ufak yuvarlaklığına doğru kaydı. Güzellik! Ne büyük gazellik! Yeni bir sevginin apansız küçük alevi bütün gövdesini sardı. Nasıl oluyordu, daha önce ancak tiksintiyle karşıladığı bu durumda, nerden doğuyordu bu güzellik? Diri ılık kalçalara dokunmanın söze sığmaz güzelliği! Yaşam içinde yaşam, kesin, ılık, güç dolu sevimlilik. Ne anlaşılmaz gizdi bu! Ne garip bir gizemli ağırlık, insanın elinde yumuşacık duran! Güzel olan her şeyin kökü, kökleri, bütün güzelliğin başlangıçtaki kökü. Adama, hemen hemen korkuyu, sarsıntıyı andıran bir şaşkın. lık fısıltısıyla kenetlendi.“Adam kendisine» sıkıca sarıldı, ama tek söz bile söylemedi. Hiçbir şey söylemiyordu. Kadın, adamın daha da yakınına sokuldu. Onun derin, anlaşılmaz durgunluğu içinde, gene yavaş yavaş uyanmakta olan erkekliği sezdi. Yüreği korkuyu . andıran bir duyguyla eridi. Bu kez adamın, içindeki varlığı, bütünüyle yumuşacık, hiçbir bilincin kavrayamayacağı ölçüde binbir ışıklı, kamaştırıcıydı. Bütün benliği, bir sıvı doku gibi, bilinçsiz dipdiri seğiriyordu. Neye uğradığını bilemiyordu. Olanları kavrayamıyordu. Tek anladığı, ' bunun her şeyden daha güzel olduğuydu. Tek anladığı. Sonra iyice dur-gun, iyice bilinçsiz kaldı, bu durumun ne kadar sürdüğünü bilemiyordu. Adam daha kendisinde, derinliklerine varılmaz bir su* sıış içindeydi. Bütün bu olanlarla ilgili tek söz konuşmuyorlardı. 
Dış dünyayı algılamaya başladıklarında, kadın "sevgilim, sevgilim!" diyerek adamın göğsüne sarıldı. Adam da sessizce tutuyorgu onu. Kadın adamın göğsü üzerinde kıvrıldı, eşsiz bir duyguydu Ama adamın susuşu dipsizdi. Elleri, kadını çiçek tutar gibi tutuyordu, öylesine durgun, garip. "Nerelerdesin?" diye fısıldadı kadın. "Nerelerdesin? Konuş! Bir şey de bana!" 
Adam onu yumuşacık öperek mırıldandı: “Ah canım!" 
Ama kadın onun ne demek istediğini anlamadı, adamın kafasının nerelerde olduğunu kestiremiyordu, susuşuyla yitmişti kendisi için sanki. ' 
"Seviyorsun beni, değil mi?" diye mırıldandı kadın.
"Evet, biliyorsun!" dedi adam 
"Ama söyle sevdiğini n 'olur!" diye yalvardı. "Evet! evet! Sezmiyor musun?" dedi adam dalgın, ama tatlı bir kesinlikle. Kadın daha çok kenetlendi ona, daha sokuldu. Adam, sevişirken kendisinden çok daha durgundu, onun için kesinlikle güvenmek istiyordu kadın . "Seviyorsun beni!" diye fısıldadı kadın,.inanmış. Adamın elleri bir çiçek okşar gibi okşuyordu kadını, bir istek titremesinden uzak, bununla birlikte incecik bir yakınlıkla. Kadın "gene de sevgiyi sıkıca yakalamanın gerekliliği ile tedirgin, kıvranıyordu. 
"Beni her zaman seveceğini söyle!" diye yalvardı 
"Evet!" dedi adam dalgın. Kadın sorularının onu kendisinden uzaklaştırdığını görüyordu. ' 
"Kalkmayalım mı?' diye sordu adam sonunda.
"Hayır!' dedi kadın. Ama bilincinin dağıldığım sezdi, dışardaki sesleri işitiyordu. 
"Nerdeyse karanlık çökecek", dedi adam. Sesinde buyurgan bir anlam seziliyordu. Kadın, gelip çatan zamana boyun eğen bir dişinin üzüntüsüyle öptü onu. Adam kalktı, fenerin ışığını açtı, sonra tez tez giyinerek, giysiler içinde görünmez oldu hemen. Bir yandan pantolonunun düğmelerini iliklerken, irileşmiş, koyu gözlerle aşağı bakarak, kadının tepesine dineldi, yüzü biraz pembeleşmiş, saçları dağılmış, garip bir ılıklık içinde, fenerin solgun ışığı altında daha da güzeldi, öyle güzeldi ki, kadın hiçbir zaman söyleyemeyecekti ona şu anda ne güzel olduğunu. Adama sıkıca sarılarak onu tutmak geçti içinden, çünkü kendisini bağırmaya, ona kenetlenmeye, ona sahibolmaya dürten,.1hk, yarı-uykulu bir dalgınlık vardı adamın bu güzelliğınde. Hiçbir zaman sahibolmayacaktı ona. Battaniyenin üstünde kıvrılmış, yumuşak, çıplak kalçalarıyla Öylece yatıyordu, kafasından geçenlerden adamın haberi bile yoktu, ama o da kadını güzel buluyordu: her şeyin ötesinde, derinlerine varabildiği, yumuşak, olaağanüstü bir varlık. 
"Sana gelmek güzel bir şey" , dedi adam. 
Seviyor musun beni?" diye sordu kadın, yüreği küt küt atarak. 
'Seninle birlikte olmak, bütün yaraları sağaltıyor. Bana kendini açışını seviyorum senin. Sana yaldaşabilmemi öylesine."Eğilerek kadının yumuşacık, çıplak böğrünü öptü, yüzünü tenine sürdü, sonra battaniyeyi kadının üstüne çekti. "Beni hiçbir zaman blrakmayacaksm değıl mi?" diye sordu kadın 
"Böyle şeyler söyleme" dedi adam 
"Ama benim seni sevdiğime ınanıyorsun değıl mı?" 
"Evet, biraz önce sevdin beni, düşünebileceg'ğinden de daha çok ' sevdin hem. Ama gelecekte ne olacağı bilinmez ki, bir gün başka türlü davranırsın belki!" . ",Hayır böyle konuşma!Seni kullanmakta olduğumu gerçekten düşünmüyorsun değil mi?"Nasıl?" 
"Bir çocuk edinmek için?" "Dünyada herkes canı istediğince çocuk yapabilir" dedi adam,tozluklarını iliklemek üzere otururken. "Ah hayır!" diye bağırdı kadın. "Şaka yapıyorsun değıl mi?" "Evet!" dedi adam, alttan alttan bakarak. "En güzeli bu kezdi." Kadın kımıltısız yatıyordu. Adam yavaşça kapıyı açtı. Pırlanta . gibi açık renkli çevresiyle gök, koyu maviydi. Tavukları kapamak . 'için dışarıya çıktı, köpeğine seslendi. Kadın da yattığı yerden”, ya» şamın, insan varlığımn olağanüstü niteliğini düşünüyordu. 'Adam döndügünde, daha yatıyordu, bir çingene gibi ışıl ışıldı. Adam, yanı başındaki iskemleye çöktü. "Gitmeden önce bir gece benim eve gelmelisin; olmaz mı?' dedi, kaşlarını kaldırarak, elleri, dizleri arasından sarkarken, baktı. "Geleyim mi?" dedi kadın, yerli şiveyi yansılayarak. 
Adam gülümsedi. 
"Evet, gel.  "Evet!" dedi kadın gene yerli ağzıyla. 
"He!" dedi adam. 
"He!" diye yansıladı kadın. 
"Benimle yatarsın bir gece", dedi adam. "Gerekli bu. Ne zaman * geleceksın? 
"Belki pazara, "dedi kadın gene yerli şiveyi yansılayarak 
"Pazar mı?" 
Adam güldü hemen. . "Yok yok, beceremiyorsun," dedi.
Neden beceremeyecekmişim?" . Adam güldü. Kadın, yerli şiveyle konuşmaya çalışırken gülünç oluyordu. "Kalk hadi, gitme zamanın geldi" dedi adam. 
"Öyle mi?" 
Evet dedi adam, eğilip kadının yüzünü tatlılıkla okşayarak "İyi dişisin kısacası, değil mi? Yeryüzünde kalmış en iyi mal seninkisi! Ne zaman isterse canın o zaman gel! Ne zaman istersen!" 
N e demek mal?" diye sordu kadın. 
"Bilmiyor musun? Senin malın! Oran işte. Sana girdigim zaman benim olan. Senin olan da benimki. Oran senin. Olduğu gibi." 
"Olduğu gibi' dedi kadın eğlenerek. "Mal! Çiftleşmek gibi bir şey demek ki!’ ' . 'Yok yok! Çiftleşmek, yapılan ışin adı. Hayvanlar çiftleşir. Ama senin oran çok daha öte bir anlam taşır. Sensin o, anlıyor musun sen ise hayvanlardan çok daha başka bir şeysin, değil mi? Çiftleşirken bile? Oran”! Senin bütün güzelligin, canıml' ' Kadın kalktı, adamın koyu, tatlı, söze sığmaz ılıklıkta, dayanılmaz güzellikteki gözlerinin arasını öptü. 
"Seviyor musun beni?" diye sordu.
Adam karşılık vermeden öptü onu. 
"Gitmelisin artık, dur üstünü başını silkeleyeyim." 
Adamın eli, kadının gövdesinin yuvarlak eğrilerinde tutkudan uzak, bununla birlikte yumuşak, içten bir sezişle gezindi. 
Kadın, alacakaranlıkta evine koşarken, evren bir düş gibiydi gözünde; parktaki ağaçlar, bir dalgaya kapılmış demirli gemiler gibi çıkıyor, eve giden bayırın yamaçları da canlılıkla dolup taşıyor
loading...