İstanbul Escort ataköy escort simay

Ataköy escort simay

O gün olmuştu her şey... Gözlerini hiç kaçırmadan yanıt vermişti.İstanbul ataköy escort siyah kirpikli, güzel bir burnun üstünde yükselen yeşil gözlerini acımasızca üzerine dikerek... O günden sonra yeşil gözlü erkeklerden korkar olmuştu, başka bir şehirde oturan, deniz kenarmm kokusunu üzerinde taşıyan, esmer tenli, tutkulu erkeklerden korkar olmuştu. O gün, kadırıla ve erkekle ilk kez buluşmuştu. ilk kez tanık olmuştu da diyebiliriz, bir filmdeki vahşi cinayete tanık olan soğuk bir izleyici gibi.


Deniz kenarında söylemişti ona her şeyi, bütün bir yıl boyunca içinde sakladığı şeyi, bütün bir yıl boyunca ondan mektup beklerken kendi kendine itiraf ettiği şeyi... Sınıf arkadaşları platonik bir aşk yaşadığını iddia edip kendisiyle dalga geçse de o, onun da bütün bir kış boyunca kendisini düşündüğünü biliyordu, aksi takdirde kart atmazdı bayramlarda ona. Kısacık bir iki cümle içerse de o kartları atmazdı. Her gün okul çantasmm Ön gözünde taşıdığı o kartları. Her sınav öncesi çıkartıp baktığı ve güç aldığı o kartları.

 Çekingendi işte, o yüzden daha uzun yazarnıyor ya da telefon edemiyordu, kendisi gibi çekingendi. .. Çıkma teklifi, çapa  da kız arkadaşlarına hep erkeklerden gelmişti, o yüzden beklemişti. Ancak yazlığa geleli bir ay olduğu halde, hala kendisine yaklaşıp çıkma teklif etmemişti. En iyisi onun harekete geçmesiydi, hem hatıra defterine bir arkadaşı “Bir kere pişman olmak, hayat boyu söylememekten daha iyidir” yazmamış mıydı? 


Deniz kenarında söylemişti ona her şeyi, onun arkasında simsiyah bir deniz vardı, çok yıldızh gecelerden biriydi, birazdan beraber yıldızlara bakarak birbirlerine “”Aşkım diyeceklerini biliyordu. Işte bugün o gündü. Pembe bluzunu giymişti, ona uğur getiren pembe bluzunu, dümdüz üst bedem ortaya çıkmıştı, birden aklına iki sınıf üstteki sarışm Banu’nun büyük göğüsleri gelmişti ama sonra hemen unutmuştu. Açık renk kotunu ve en sevdiği cırt cırtlı pembe spor ayakkabılarmı giymişti, saçının iki yanına da pembe tokalardan takmıştı. Yeşil gözün, ondaki renk uyumuna hayran kalacağından emindi. Postaneye kadar gidip en yakın arkadaşırn aramıştı, ondan da onay alacaktı ama arkadaşmı evde bulamamıştı, teyzesine gitmiş.

Tam da gidecek günü bulmuş! Neyse, yeşil gözle konuştuktan sonra tekrar arardı, o büyülü kelimeyi söylerdi: “Çıkıyoruz!” Sonunda onun da çıktığı bir çocuk olacakü, hem de bir yıl bekledikten sonra. Her tarih dersinde onun ismini, soy ismini altına da kendi ismirıi soy ismini yazıyor ve aşk falına bakıyordu. Bazen “yüzde 20 seviyor” çıkıyordu ama çoğunlukla “yüzde 70 seviyor” çıkıyordu. Iyi bir oran yüzde 70. Gül’ün hoşlandığı çocuğa da bakıyorlardı ve ona hiç yüzde 70 çıkmıyordu. Hem de her teneffüste bakıştıkları halde. 

Çıkan insanlar ne yapıyorlardı acaba, herhalde beraber sinemaya gidiyorlardı, akşanıları telefonda uzun uzun konuşuyorlardı, belki gündüz diskosuna gidiyorlardı. “Çıkmak” lafı da buradan geliyordu herhalde.

İstanbul escortun bir arkadaşı okulun popüler çocuklarmdan Uğur ile okulun en güzel kızı Sevdanın teneffüste, köşede öpüştüklerini gördüğünü söylemişti ama o hiç inanmamıştı. Bu yaşta öpiiŞv mek ohnazdı. Gerçi yeşil göz ondan beş yaş büyüktü ama yine de öyle bir şey yapmazdı hemen. Acaba Öpmek istese ağzındaki teller onun dudaklarım keser miydi, nasıl öpüşülüyordu acaba? Anlar mıydı hiç öpüşmediğini? Neyse evlenene kadar daha çok vardı, çocuklarının, en azından tekinin, gözlerinin yeşil olacağmdan da emindi. 

Deniz kenarında söyledi ona her şeyi. Arkasmda deniz vardı yeşil gözlünün, siyah bir deniz. Sesi titriyordu ama yine de kendine güveniyordu, kart atmıştı ona çünkü. .. Gönderdiği kartlardaki deniz mavi ve berraktı. Cümleye nasıl başladığını tam hatırlamıyordu, oysa ezberlemişti, hatta kağıda yazmıştı ama bir kere ağzını açtıktan sonra hafızası da kelimelerle birlikte denize gitti. Simsiyah denize. .. Bir iki cümlesinden sonra yesil gözlü canavar onun sözünü kesti, acelesi var gibiydi, sanki koca dünyanın tüm zamanı elinden alınıyor gibiydi. Sanki kalkıp gitmese hayat boyu kötü bir evliliğe ve 5 çocuğa mahkum kalacakmış gibiydi, hem de hiç öpüşmeden. Sözünü kesmişti hemen. Siyah kirpikli, güzel bir burnun üstünde yükselen yeşil gözlerirıi acmıasızca üzerine dikmişti ve “Ben senden hoşlanrnıyorum ama” demişti..

Bu kelimeler gitmemişti siyah denize. Bu kelimeler havada asılı kalmıştı, yıldızların darağacı olmuştu bu kelimeler, bir genç kızın ilk ölüınü, bir aşkın ilk sonu olmuştu. Kalkıp hızla uzaklaşmıştı yeşil-siyah gözlü dev adam, ondan beş yaş büyük adımlarla, ondan beş yaş büyük bir heyecan ve beş yaş büyük bir dürtüyle. Ondan bir çağ boyu büyük erkeksi bir dürtüyle. Siyah denizle baş başa kalmıştı. Dalga sesini, yandaki ateş başı grubunun gülüşmelerini, ilk kez votka-vişne içen bir genç kızın neşeli kahkahalarını, kızın dizine konan terli eldeki kalp atışını, kumlara sinmiş ten, ter, göğüs kokularını duymuyordu. Arzu, onun dünyasında platonik bir aşkın ölümcül sonucundan başka bir şey değildi. 

Siyah deniz onu içine alıp yutrnuştu. Denizin dibinde ıslak bir yanak, ıslak gözlerle ilerliyordu. Havuz başından piyanist escortun vıcık Vıcık şarkıları duyuluyordu, balkoıılardaki havlular ve en seksi Vücutları taşımaktan yorulmuş bikini üstleri güzel bir günden arda kalan son ıslaklıktan da kurtulmak üzereydi. Tasasız yazhkçılar; güneş kremi, günes sonrası kremi, şampuan, parfüm, deterjanlı yatak çarşaiları kokularmın karışımına sahip yek bir Vücut gibi yanından geçip gidiyordu.

Tatillerde sanki herkes aynı kişiydi, aynı ırktandı, aynı yanık tene sahipti, aynı balıkları yiyip, aynı içkileri içen, aynı kahkahaları atan geçmişi olmayan, geleceği belirsiz, şıpıdık terlikli, uçarı bir milletti. O, sürgündeki bir garipti. Işıltıh gazinolara, ellerin ve dillerin birbirine dolaştığı kalabahk gece kulüplerine girmesi yasaklanmış, karanhğa atılmış bir kirpiydi. “Küçük çirkin kirpi”, halasmm lafıyla... 

Mangal, rakı, okey taşları, yeşil masa örtüsü kokan evlerine giden karanlık ara yollarda ilerliyordu. Hafif eve, çekirdek aile evine, mutlu eve git' mek istemiyordu. Yatağa kendini atıp doya doya ağlamak istiyordu ama annesi sorular soracaktı, halası, en sevdiği arkadaşı halası, ne yapar eder ne olduğunu öğrenirdi. Onlara nasıl söylerdi bir ç0v cuğa çıkma teklif ettiğini, dahası red edildiğini, iyi bir yalan bulmalıydı ya da karanlık bir köşede yeterince ağladıktan sonra eve gitmeliydi. Gözlerin niye kızarmış derlerse de, “Kumsalda oynadık, kumsalda parende attık, gözüme kum kaçtı” derdi. Evet en iyisi bir süre daha eve gitmemekti, hem yazlıkta eve gitme izni 11’e kadar sürüyordu. Doğum günü falan varsa bazen gece 12’ye kadar uzatıyorlardı. 

Birbirine yakın, beyaz, iki katlı evlerin en sonuna gitti. Sitenin en ıssız yerine. .. En sondaki evin alçak duvarına sırtım dayayarak yeşil çimene oturdu. Karşısmda bir baska evin arka cephesi ve açık duran bir arka penceresi vardı. Buradan ataköy escort geçmezdi. Ön kapılara uzaktı. Kendisiyle yalmz kaldığında midesinde hissettiği şey, matematikten bir aldığında, yakartopta yandığında, hissettiği duygudan da kötüydü.

Köpek kovalarnıştı bir kere onu, onun gibi bir korku vardı içinde. Sanki hâlâ kovalıyordu köpek onu... Gece bahçede saklambaç oynadıklarında kuytu bir kösede beklemekten de ürkütücüydü, az sonra ona “sobe” diyecek kimse de yoktu. Artık tamamen yalmzdı. Siyah denizin dipteki sessizliği vardı etrafta. Sessizliğin sessiz sesi diye tekrarladı içinden, acaba bu iyi bir zincirleme tamlama rrnydı, dönünce Öğretınenine soracaktı.

Sessizliğn sesini dinleyince . sessizlik olmaktan çıktığını fark etti. Onu düşünmemek için yapıyordu bunları... Ashnda onu düşünmüyor da değildi, her nefeste kalbinin üstündeydi onun ağrısı, yine de kısacık arılarda küçük bir umut doluyordu içine, pesinden koşması, ona aşık olması, onu delice sevmesi için öyle demişti. Bal gibi de hoşlamyordu işte. Espri yaptıktan sonra ona bakıyordu, hiçbir kızla konuşmuyordu. Yalan söylemişti, yarın, en geç öbür gün ayağına gelecek ve onu sevdiğini söyleyecekti... Ama şimdi onu düşünmemeliydi... Sessizliği dinlemeliydi... Uykusu kaçtığında da yatağın yanındaki perdeyi aralayıp, karşı apartmandaki ışıklarm sönmesini izleyerek oyalanırdı. Hangi dairenin ne zaman söneceğini düşünerek kendi kendine iddiaya girer, kendi kendine kaybeder, kendi kendine kola ısmarlardı. Şimdi de sessizliğin sesi vardı onunla birlikte. Gerçekten dirılediğinde sessizliğin sesi olmayan bir ses. 

Cırcır böcekleri vardı mesela, uzaktan gelen dalga sesi, piyanist şantörün sesi, açık bir televizyonun belli belirsiz sesi, karpuzlu, kavunlu, dondurmalı küçük tatlı tabaklarınm ve küçük çatal bıçakların tamdık sesi, tüm büyükleri çocuk yapan küçük tabaklarm sesleri, yemeğin en sevdiği son bölümünün sesleri, tavla zarlarmın sesi, oğluna seslenen pimpirikli bir annenin sesi, uzaktan geçen kötü kokulu bir teknenin motorunun sesi... Başka, başka yok... Hepsi bu gibi... Hayır, başka var... Acı bir ses var. Yakında. .. Bir inleme, bir bebek inlemesi gibi, hayır hayır çok yaşh, hasta bir kadınm inlemesi gibi. Devam ediyor. .. Sessizliği yararak ve artarak ilerliyor.

.. Üzerine doğru geliyor... Bir an çok korktu, sanki birine zarar veriyorlardı. Belki bir hırsız girmişti evlerden birine ve kadını bıçakhyordu. Geçen yıl yan komşularının arabasınm camınm kırıldığını hatırladı, köı peklere ayrılan etler de yok olmuştu esrarengiz bir şekilde, en sevdiği plaj havlusu da yer yarılıp içine girmişti sanki üç gün önce. Tekrar dinledi. Bir adam sesi de vardı, sanki yumruk atan bir adam sesi. Sese doğru ilerlemek istedi. Çok korkuyordu ama “Beşler Çetesi” kitabmdaki gibi, belki birinin hayatım kurtarabilirdi, bunu escorta anlattığında çok kıskanacağından emindi çünkü hep maceraya o atılmak isterdi. Sese doğru ilerledi. Karşı evdeki açık pencereden geliyordu ses.

Yaklaştıkça bir kelime duyar gibi oldu, belli belirsiz, bir isim. Kendi kulakları uyduruyordu tabii bunu, şimdi yeşil gözlü canavarı düşünmemeliydi, bir görevi vardı şimdi onun. Pencereye doğru yaklaştıkça kadının sesi arttı, öyle bir hızla artıyordu ki, bir ölüme, bir uçuruma, bir sona, bir düşüşe inecekıniş gibiydi ses. Tam pencerenin dibine geldiğinde büyük bir haykırış koptu kadından. Belki de adamdan ya da ikisinden birden. Ardından büyük bir sessizlik. Çok korkuyordu. Kadm ölmüş müydü acaba?

Tam pencerenin altındaki minik kafasını, ayaklarınm üzerine çıkarak içeri uzatsa bir ceset mi görecekti, onu görüp onu da öldürürler miydi? Hayatınm sonuna kadar pişman olabilirdi ama eve dönerse. Belki babasını alıp tekrar buraya gelmeliydi ama o zamana kadar çoktan iş işten geçmiş olabilirdi. 

Derin bir nefes alıp kafasmı kaldırdı içeri doğru. Bir kadın yatıyordu bir yatakta, çıplak. Gözleri gülümsüyordu, bir ölü olamayacak kadar mutlu görünüyordu kadın. İki bacağını yanında iki kılh bacak uzanıyordu. Babasınm kıllı bacakları, sahildeki tüm erkeklerin kıllı bacakları gibi. Adamın yüzünü göremiyordu, duvarm dibinde kahyordu yüzü. Adamın kılh kollarmm ucundaki tamdık parmaklar kadınm göbek deliğine girip çıkıyordu.

Burun karıştırır gibi dolanıyordu göbek deliğınin çevresinde. Kadının pürüzsüz bacakları kıllı bacaklara sürünüyordu iki başlı yılan gibi. Yu. muşak ve gevşek dört bacak. Dört bacaklı bir hayvan. Sonra kıllı bacaklar doğruldu, yan döndü. Adamın sırtım gördü, pürüzsüz bir kadın teni gibi parlak, esmer sırtım.Escort bayanın göğüsleri iki sınıf üstteki Banu’nun göğüslerinden de büyüktü. Içeriye bakan meraklı, şaşkın gözleri kadar büyüktü. Sonra, adam doğruldu ve adarmn siyah kafası kadınm iki bacağınm arasında kayboldu... Ne yapıyordu orada? Kadımn iki bacağmm arasında? Kadm çişirıi yapsa adamın suratına gelirdi. Adamın kafası oynadıkça kadının kafası ve gözleri de geriye doğru kaykıhyordu. Kadın bayılacak gibiydi. Adam kadının iki bacak arasırıı öpüyor gibiydi, arada sırada görünen pembe dilden bunu anlamıştı. Öpüşmek bunu da mı kapsıyordu? Öpüştüm diyen büyük kızlar bunu da ml yapmışlardı? Bu kadın kadar acılı bir ifade olmuş muydu yüzlerinde? İşkence gibi.

 Kadın yine irılemelere başlaımştı. “Dur” der gibiydi. Bir eliyle adamın kafasmdaki saçları çekiştiriyor ve adamın kafasım itip geri çekiyordu. Adamın elleri yukarı kayıyor ve tek elle kadının tek göğsünü sıkıyordu, kadırnn eli de ona eşlik ediyordu. Birlik olmuş sadece tek göğüs için çalışan bir ahtapot gibilerdi. Kadın, adam ne yapsa eliyle yönlendiriyor, düzeltiyor, itiyor, geri çekiyor, bir yandan da inliyordu... Ne istiyordu bu kadın kendisinden, onu kurtarmasını mı, yoksa eve gidip yeşil gözlü canavarı düşünerek ağlamasıı nı mı? Adamdan ne istiyordu? Durmasını mı, yok olup boşluğa karışmasım mı? Kadınm inlemesi yıı ne yükseldi, işte yine o az önce duyduğu ses gibidi. Bir erkeğe asla kendisine bunu yapmasına izin vermeyecekti, çok iğrenç görünüyorlardı, “Çişimi öpmesine asla izin vermeyeceğim, beni sevmez” diye geçirdi aklından... Çişinin kötü koktuğımu biliyordu. 

Bu sırada iki büyük oyuncu yine aynı bölüme gelmişlerdi. Oyunun en garip ama en heyecanlı bölümüne... Kadınm inlemeleri yükseliyordu, ezbere bilinen bir parçayı söyler gibi, inlemeler yükselirken belli belirsiz bir kelime duydu. Kadınm ağzmdan çıkıp, siyah denize doğru yola çıktı kelimeler, belli belirsiz bir isim..

Az önce duyduğu gibi, duyduğunu sandığı gibi...Tanıdık bir isim... Içirıi ürperten bir isim... Büyük, merakh, şaşkın gözleri biraz daha büyüdü ve duyduğu ismi tekrarladı farkında ohnadan, bir tür fısıltı gibi. Bir tür ayin, feryat, ağıt gibi. Penceredeki iki büyük göz, bir erkek ismirıi, duyduğu erkek ismini tekrarladı içeriye doğru. Odanın içine ve kendi içine doğru... İki çıplak vücut durdu o anda, dalga sesi kesildi, balkonlardaki rüzgar, piyanist şantörün sarkısı, kumsaldaki ateş kesildi. Iki ates vücut, buz oldu. Iki bacak arasındaki siyah kafa pencereye doğru döndü, yavaşça, koca dünyanın en yavaş zamanıyla... Iki büyük, şaşkın, korkak, platonik, masum, çekingen, cahil, yabancı göz; yemyeşil bir sessizlikle buluştu.

Arkasmda siyah bir deniz olan yeşil gözle. Ondan beş yaş büyük bir heyecana, bir organa, bir kalbe, bir hayata sahip iki yeşil gözle. .. Ona acımasızca gözlerini diken yeşil gözlü canavarla. .. Kalbi beyninde atan, büyük gözlü küçük kafa pencereden asağı kaydı. Derin bir nefes aldı. Büyük göğüslü, genizden gelen sesin “devam et, durma urma” deyişini, yeşil gözlü toy gencin zevk ha aykırışlarım, kapanan gözleri açılan ağızları görmedı.. .Derin bir nefes daha aldı ve dünyaya yeni doğ. muş küçük kafa, daha da koyulaşmış siyah deni zin dibine daldı.

loading...